Havalar iyiden iyiye ısınmaya başladı, epey iyi oldu. Bu bahar şahane bi şey aslında ama insanı biraz yoruyor, kırıyor vücudu. Evde yuvarlanmak, çimlerde yuvarlanmak, deniz kenarında yuvarlanmak istiyor insan. Oysa ki nereye yuvarlanıyorsun demezler mi insana? Senin önünde eşek yüküyle sınav var, otur çalış onlara! Hadi kızcağızım, demezler mi?
Derler tabii. Bu havalarda canım hep Ankara'da olmak, bahar şenliklerinde doya doya sarhoş olmak istiyor. Bolca müzikle içimi temizliyeyim istiyorum ben hep, böyle havalarda.
Yaşım binikiyüz de olsa bunu hep isteyecek deli gönül. Ah, deli gönül ve hatta kavanoz dipli dünya.
Bugün Rejimdeyiz'in ikinci günü. Gayet başarılı gidiyorum. Dobişko göbeğim 2 ay sonra Kate Mossvari olacak, buna can-ı gönülden inanıyorum. İnanmak başarmanın yarısıdır efenim. Zaman zaman canım çikolata ve türevlerini çekmiyor değil ama ne yapacaksın, yaz geliyor. Göbeğimi içime çeke çeke denize girmek istemiyorum.
Sevgiler.
31 Mart 2009 Salı
28 Mart 2009 Cumartesi
Günün Sözü
Tamamen babamdan geçen bir alışkanlık olduğunu bilsem de saatli maarif takvimi yazılarını okumaktan epey hoşlanıyorum, bir nevi geleneksel bir hava katıyor bence duruma. Uzay çağı falan demeden tek kapılı buzdolabı günlerini anımsatıyor bana. Kafa kağıdım yaş konusunda bana torpil yapsa da içimde bir dinazor kadar yaşlı ruh barındırıyorum.
Mutfağa uğradım az önce.
Günü geçmiş bir takvim yaprağı vardı masanın üzerinde. İlginç bir cümle vardı; "Alkış zayıfların amacı ve sonudur." Colton isimli bir adam söylemiş. Tam adı Charles Caleb Colton, ingiliz asıllı bir yazar ve düşünür. Birçok özlü sözü var, günün sözü olabilecek kıvamda. Düşündüm ki eğer alkış zayıfların amacı ve sonuysa bazı insanların alkışlarla yaşaması garip bir paradoks. Yani herkes alkışı, alkışlanmayı takdir edilmeyi sever değil mi? Sırf öldükten sonra da anımsanmak için böyle baba sözler eden insanlar var mesela. Eminim bu adamlar da içki sofralarında böyle özlü laflar edilince alkışlanmışlardır. Bravo üstat, iyi düşündün! gibi pohpohlanmışlardır, Winnie The Pooh diyesim geldi.
...
Aslında özlü sözler çok acaip. Bi aralar çalıştığım çokkatlı eğitim kurumunun gözde hocası sonradan kariyer danışmanı oldu kendisi, bir adamcağız vardı. Sırf daha iyi şartlarda yaşayabilmek, iyi marka bir arabaya binebilmek için böyle süslü lafların çıktısını alır o çokkatlı eğitim kurumunun duvarlarına çiçekli böcekli posterler eşliğinde asardı. Becerdi de kerata. Pek sevmezdim kendisini.
...
Mutfağa uğradım az önce.
Günü geçmiş bir takvim yaprağı vardı masanın üzerinde. İlginç bir cümle vardı; "Alkış zayıfların amacı ve sonudur." Colton isimli bir adam söylemiş. Tam adı Charles Caleb Colton, ingiliz asıllı bir yazar ve düşünür. Birçok özlü sözü var, günün sözü olabilecek kıvamda. Düşündüm ki eğer alkış zayıfların amacı ve sonuysa bazı insanların alkışlarla yaşaması garip bir paradoks. Yani herkes alkışı, alkışlanmayı takdir edilmeyi sever değil mi? Sırf öldükten sonra da anımsanmak için böyle baba sözler eden insanlar var mesela. Eminim bu adamlar da içki sofralarında böyle özlü laflar edilince alkışlanmışlardır. Bravo üstat, iyi düşündün! gibi pohpohlanmışlardır, Winnie The Pooh diyesim geldi.
...
Aslında özlü sözler çok acaip. Bi aralar çalıştığım çokkatlı eğitim kurumunun gözde hocası sonradan kariyer danışmanı oldu kendisi, bir adamcağız vardı. Sırf daha iyi şartlarda yaşayabilmek, iyi marka bir arabaya binebilmek için böyle süslü lafların çıktısını alır o çokkatlı eğitim kurumunun duvarlarına çiçekli böcekli posterler eşliğinde asardı. Becerdi de kerata. Pek sevmezdim kendisini.
...
Çok Derin Bir Devlet;
Aslında ben hiçbirşeyim. Hiç bir ideolojik düşünceye yakın değilim. Bir bakıma sahipsiz bir beynim var, ya da başkalarının sahip olamadığı. Sadece bana ait olan bir beynim var. Faşist değilim, komünist değilim, cumhuriyetçi değilim. Sadece kişisel özgürlüklerimin kısıtlanmasından yana değilim. Bildiğim bir şey de her zaman sorgulayan zihnimin zaman zaman unutması. Sadece bu kadar.
Garip oyunlar oynandığını da adım gibi biliyorum aslında. İki tür vardır: 1) Yönetenler ve 2)Yönetilenler.
1. grup kendi çıkarları için 2. grubu kullanırlar, güderler, sularlar, beslerler. Mesela 2. grup bir sebze tohumu olsun. Eksinler 1. grup onları tarlaya. Çapalasınlar, suyunu versinler. Güneşe falan ihtiyacı vardır, azıcık ucundan özgürlük koklatsınlar ya da ilaçlasınlar mikrop kapmasın diye. Olgunlaştığında o sebzeler 1. grup onları sorgusuz sualsiz toplar ve hafif ateşte kavurup koca göbeklerini doyurmak için mideye indirir. Dünya varolduğundan beri bu böyle olmuştur. (Ben bir dinazor kadar yaşlıyım çünkü.)
...
Babam sağ görüşlüdür benim. Milliyetçidir, sever kahramanlık hikayelerini. Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendir babam. Dogmatik inançları vardır mesela: onun yanında din eleştirilemez. Ben cennete de cehenneme de inanmıyorum diyemezsin mesela. Sadece Allah'a inanıyorum, peygamberler ancak ve ancak filozof olabilir diyemezsin. Mesela, Hz. Muhammed'in sosyopat olduğunu söylersen senin cehennemde cayır cayır yanacağını düşünür ve kızar. Babama şeytan kavramının ve cehennem görüntüsünün Osiris'in dininin zamanla Mısırlılar arasında sembollere tapınma ve puta tapma inancından devşirilerek tek tanrılı kitaplara girdiğini asla açıklayamazsın. Öyle bir insan. Yapacak bir şey yok. Ne kadar tartışırsan tartış o seni dinlemez ve sadece Yazııklar Olsun! der. O kadar. Sen de hırsını alamayıp nefes alışverişin hızlanmış bir şekilde bir yere oturur sakinleşmeyi beklersin.
...
Babam, Kurtlar Vadisi'ni sever. Bir çok faşizan görüşe yakın insanın sevdiği gibi. Geçenlerde onunla oturmuş ben de seyre dalmıştım. Aslında doğruyu söylemek gerekirse epey sürükleyici bir dizi. "Vay canına yandığım" gibi bir dizi cümleyi ağzınızdan atmosfere doğru fırlattıjtan sonra kendinizi ütopik bir yeraltı dünyasında bulabiliyorsunuz. Gerçi ne kadar ütopik olduğu tartışmaya açık! Bir kaç hafta önce işte aynen bu düşünceler beynimde yolculuk ederken, bir helikopter patlaması oldu dizide. Bağlantı kuramıyorum, kim kimdir bilmiyorum. Sadece başka birinin sesinden epey karizmatik bir adam imgesi olan Polat Alemdar'ı tanıyorum. Helikoptere binen adam, önemli biriymiş ve elinde bir dosya var ve sanırım onu "Ankara"ya ulaştırmaya çalışıyor. Buraya kadar herşey normal. Yani pek değil aslında ama mafyavari bir dizi için epey normal sayılır. Şaşırmıştım ben de. Sonra da tekrar hatırlamak için beynimin bir köşesinde saklamaya aldım bu görüntüyü.
...
Bu bölümden tam iki hafta sonra BBP Başkanı kimilerine göre anı şanı yüksek, kimilerine göre gereksiz olan Allah'ın bir kulu olan Muhsin Yazıcıoğlu'nun içinde bulunduğu helikopter düştü, kayboldu. Neredeyse bir haftadır koskoca ülkenin jandarması, sağlık ekipleri, polisi, sivili ne kadar vatandaş varsa helikopteri arıyor. Sadece helikopter değil Muhsin Yazıcıoğlu'da kayıp. Sonunda helikopter bulundu. Peki Muhsin Yazıcıoğlu nerede?
Garip değil mi?
Sevgiler.
Garip oyunlar oynandığını da adım gibi biliyorum aslında. İki tür vardır: 1) Yönetenler ve 2)Yönetilenler.
1. grup kendi çıkarları için 2. grubu kullanırlar, güderler, sularlar, beslerler. Mesela 2. grup bir sebze tohumu olsun. Eksinler 1. grup onları tarlaya. Çapalasınlar, suyunu versinler. Güneşe falan ihtiyacı vardır, azıcık ucundan özgürlük koklatsınlar ya da ilaçlasınlar mikrop kapmasın diye. Olgunlaştığında o sebzeler 1. grup onları sorgusuz sualsiz toplar ve hafif ateşte kavurup koca göbeklerini doyurmak için mideye indirir. Dünya varolduğundan beri bu böyle olmuştur. (Ben bir dinazor kadar yaşlıyım çünkü.)
...
Babam sağ görüşlüdür benim. Milliyetçidir, sever kahramanlık hikayelerini. Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendir babam. Dogmatik inançları vardır mesela: onun yanında din eleştirilemez. Ben cennete de cehenneme de inanmıyorum diyemezsin mesela. Sadece Allah'a inanıyorum, peygamberler ancak ve ancak filozof olabilir diyemezsin. Mesela, Hz. Muhammed'in sosyopat olduğunu söylersen senin cehennemde cayır cayır yanacağını düşünür ve kızar. Babama şeytan kavramının ve cehennem görüntüsünün Osiris'in dininin zamanla Mısırlılar arasında sembollere tapınma ve puta tapma inancından devşirilerek tek tanrılı kitaplara girdiğini asla açıklayamazsın. Öyle bir insan. Yapacak bir şey yok. Ne kadar tartışırsan tartış o seni dinlemez ve sadece Yazııklar Olsun! der. O kadar. Sen de hırsını alamayıp nefes alışverişin hızlanmış bir şekilde bir yere oturur sakinleşmeyi beklersin.
...
Babam, Kurtlar Vadisi'ni sever. Bir çok faşizan görüşe yakın insanın sevdiği gibi. Geçenlerde onunla oturmuş ben de seyre dalmıştım. Aslında doğruyu söylemek gerekirse epey sürükleyici bir dizi. "Vay canına yandığım" gibi bir dizi cümleyi ağzınızdan atmosfere doğru fırlattıjtan sonra kendinizi ütopik bir yeraltı dünyasında bulabiliyorsunuz. Gerçi ne kadar ütopik olduğu tartışmaya açık! Bir kaç hafta önce işte aynen bu düşünceler beynimde yolculuk ederken, bir helikopter patlaması oldu dizide. Bağlantı kuramıyorum, kim kimdir bilmiyorum. Sadece başka birinin sesinden epey karizmatik bir adam imgesi olan Polat Alemdar'ı tanıyorum. Helikoptere binen adam, önemli biriymiş ve elinde bir dosya var ve sanırım onu "Ankara"ya ulaştırmaya çalışıyor. Buraya kadar herşey normal. Yani pek değil aslında ama mafyavari bir dizi için epey normal sayılır. Şaşırmıştım ben de. Sonra da tekrar hatırlamak için beynimin bir köşesinde saklamaya aldım bu görüntüyü.
...
Bu bölümden tam iki hafta sonra BBP Başkanı kimilerine göre anı şanı yüksek, kimilerine göre gereksiz olan Allah'ın bir kulu olan Muhsin Yazıcıoğlu'nun içinde bulunduğu helikopter düştü, kayboldu. Neredeyse bir haftadır koskoca ülkenin jandarması, sağlık ekipleri, polisi, sivili ne kadar vatandaş varsa helikopteri arıyor. Sadece helikopter değil Muhsin Yazıcıoğlu'da kayıp. Sonunda helikopter bulundu. Peki Muhsin Yazıcıoğlu nerede?
Garip değil mi?
Sevgiler.
It is all about;
Herşey tarihle ilgili ve mitoloji ile ve sanatla ve müzikle ve yolculuklarla ve edebiyatla ve çizgi filmlerle ve animasyonla ve tiyatroyla ve sinemayla ve yemek yemekle ve su ile ve matematikle...
Let's Vote!
Yarın şu gerzek belediye belediye seçimleri yapılacak. Biteceği için çok memnunum. Bu tarz şeylerden hiç hoşlanmıyorum. Adayların binlerce lirayı çöpe atmaları, yalandan vaatlerle etrafta seçim öncesi yalakalık yapmaları bence hiç hoş bir davranış değil. Kaba ve kibirli buluyorum bu tarz şeyleri. Zaten yakında İslam devrimi olacak ve ben de Engizisyon Mahkemesinde cayır cayır yanacağım. Bunun olacağını düşünüp, yanınca nasıl koku çıkaracağımı merak ediyorum. Kendimce kimseye kötülüüğü olmayan, pek de sağlıksız şeylerle beslenmeyen bir insan olduğum için etim yandığında kötü koku çıkartmaz diye tahmin ediyorum. Yani bir kuzu çevirme kadar lezzetli olabilirim.
Halkın %50sinden daha fazlasının cahil olduğunu düşünüyorum. Cahilliğin üniversite eğitimi ile falan da ilgili olduğunu tartışmıyorum. "ne insanlar gördüm üzerinde elbise yok, ne elbiseler gördüm içinde insan yok .", demek istedim birden.
25 yaşındayım ve hayattaki herşeyin politika ve ekonomi ile ilgili olduğuna eminim. Belki 3o'umda bu fikirden cayabilirim. Belki ben de karaktersizin önde gideni olabilirim. Şu an tek bildiğim, hangi siyasi düşünce olursa olsun hepsinin içi boşaltılmış yerine de havagazı doldurulmuş olduğudur. İster komünel ister faşizan olsun bütün ideolojiler salt birilerinin sırtını sıvazlamak üzerine kuruludur. (Büyük laf ettim, üstat.)
Sevgiler.
Halkın %50sinden daha fazlasının cahil olduğunu düşünüyorum. Cahilliğin üniversite eğitimi ile falan da ilgili olduğunu tartışmıyorum. "ne insanlar gördüm üzerinde elbise yok, ne elbiseler gördüm içinde insan yok .", demek istedim birden.
25 yaşındayım ve hayattaki herşeyin politika ve ekonomi ile ilgili olduğuna eminim. Belki 3o'umda bu fikirden cayabilirim. Belki ben de karaktersizin önde gideni olabilirim. Şu an tek bildiğim, hangi siyasi düşünce olursa olsun hepsinin içi boşaltılmış yerine de havagazı doldurulmuş olduğudur. İster komünel ister faşizan olsun bütün ideolojiler salt birilerinin sırtını sıvazlamak üzerine kuruludur. (Büyük laf ettim, üstat.)
Sevgiler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)